Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Ağız Kokusuna Ne Sebep Olur?

0
Ağız kokusu

Kötü ağız kokusu, ya da başka bir ifadeyle ağızda kötü koku sorunu sizi arkadaş çevresinde ya da ilişkinizde sıkıntıya sokabilir. Bunun için basit bir takım tedbirlerle ağız kokusuna çözüm bulabilirsiniz.

Ağız Kokusu Neden Olur?

Ağız kokusunun en önemli nedeni ağızda üreyen bakterilerin salgıladığı toksinler ve kükürt bileşikleri nedeniyle oluşan yapıdır. Diğer yandan bazı gıdalar, özellikle keskin yağlar içeren sarımsak ve soğan gibi besinler, proteinli yiyecekler ağız kokusuna neden olduğu gibi solunum ve sindirim yolu enfeksiyonları da ağız kokusuna neden olabilmektedir. Ağız kokusu hakkında sizlere birkaç küçük ipucumuz olacak.

Ağız Kokusu Nasıl Giderilir?

İpucu # 1: Gargara yapmak ağız kokusuna çare değildir. Sadece belirli bir süre ağız kokusunu giderir.

Gargara sadece geçici olarak ağız kokusundan kurtulmanızı sağlar. Antiseptik sıvılarla yapılan ağız gargarası mikropları öldürür. Ancak gargaranın etkisi geçici olduğu için sürekli olarak gargara yapmak gerekecektir.

İpucu # 2: Dişlerinizi fırçalamak ağız kokusuna kesin çözüm teşkil etmez.

İnsanların çoğu, diş fırçalayarak ağız kokusunu geçirebileceklerini sanıyorlar. Aslında diş macununundaki mentol etkisi geçene kadar bu varsayım doğrudur. Ancak dişler fırçalandıktan ortalama 1 saat sonra ağız kokusu şikayeti tekrar baş gösterecektir. Dişlerinizi fırçalarken ağız kokması şikayetini daha uzun süreli gidermek istiyorsanız dişlerinizi en az 2 -3 dakika fırçalayın. Çoğu insan dişlerini sadece 30 ila 45 saniye fırçalamakta ve bu süre diş yüzeyine ve diş etlerine yapışan plakları sökmeye yetmemektedir.

Diş fırçası ve diş macunu kullanımının yanında diş ipi kullanmak ta dişlerin temizliğine büyük katkıda bulunur ve ağızda kokuya neden olan yemek kırıntılarının bakteriler tarafından öğütülerek ağız kokusuna neden olmasını engeller.

İpucu # 3: Kendi nefes kokunuzu almanız imkansızdır.

İnsanlar kendi nefesinin kokup kokmadığını anlamak için nefeslerini avuç içlerine üfürerek bunu koklamayı denemektedirler. Söz konusu yöntem yanlış olup böyle yapılarak ağzınızın kokup kokmadığını anlamanız bir hayli zordur. Ağzınızın kokusunu sadece karşınızda konuştuğunuz insan anlayabilir. Tabi bu durumda da iş işten geçmiş demektir. Yakınlarınızdan birisi ağzınızda kötü koku olduğunu sizlere söylemişse bunu ciddiye alın ve hemen gerekli önlemleri alın.

Ağzınızdaki kötü koku hakkında endişeleriniz varsa, diş ve ağız bakımınızı düzgün yaptığınızdan emin olun. Geçici olarak nefesinizin kokmasına engel olmak amacıyla şekersiz sakız veya nane şekeri çiğnenebilir.

Fırça ve diş ipi ile düzgün ve düzenli bir biçimde yapılan diş temizliği ağız kokusunun önlenmesinde büyük fayda sağlamaktadır. Diğer yandan ağız ve diş sağlığını sürekli olarak korumak için diş hekiminizi sıkça ziyaret edin. Ancak kötü nefes kokusu devam ederse bunun nedeninin sinüzit gibi tıbbi bir sorun ya da diş eti hastalığı da olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Kısacası ağız kokusu nedeniyle bir ağız ve diş hastalığından şüpheleniyorsanız doktorunuza veya diş hekiminize başvurunuz. Böylelikle ağız kokusu şikayetinin arkasında başka bir şey olup olmadığını anlamanız da kolaylaşacaktır.

Eşim / Erkek arkadaşım beni hiç anlamıyor!

0

Zaman zaman partnerinizle uzlaşamıyor musunuz? Sanki başka bir dilde konuşuyorsunuz gibi mi geliyor? Sizin açıkça söylediğinizi düşündüğünüz şeyleri bambaşka mı anlıyor? O zaman aramıza hoş geldiniz. Yaşadığınız şey size özel bir durum değil. Pek çok kadın ilişkilerinde sıklıkla iletişim sorunu yaşıyor ve yanlış anlaşılmaktan, hatta hiç anlaşılamamaktan şikayetçi. Peki, biz kadınlar iletişim konusunda neden bu gibi açmazlara giriyoruz? Gelin hep beraber inceleyim.

evlilikte iletişim çok önemli

Dolaylı iletişim

İstisnalar olmakla beraber kadınlar ve erkeklerin zihinsel işleyiş ve algılayışlarının farklı olduğu bilimsel çalışmalarca kanıtlanmış durumda. Bu da direkt olarak iletişim ve idrak mekanizmasını etkiliyor. Cem Yılmaz’ın gösterilerinden birinde çok güzel bir benzetmesi var. Erkekler için “analog”, kadınlar için “dijital” benzetmesi yapan Yılmaz, tam olarak da konumuza parmak basıyor. İletişimlerini çok daha direkt ve dolaysız yapan erkeklerin, dolaylı ve karmaşık iletişime daha yatkın olan biz kadınları zaman zaman anlayamıyor olmaları hiç de şaşırtıcı değil. Sizin söz ve hareketlerinizle mükemmel anlattığınızı düşündüğünüz bir şeyin karşınızdaki tarafından tabiri caizse “odun” bir tepkiye dönüşmesi de bazen bu yüzden.

İfade biçimi

Bu hem kadınların hem de erkeklerin en büyük iletişim problemi. Hassas bir konuyu tartışırken söylenmiş bir kelime veya cümle bir anda ortalığı nasıl alevlendiriyor değil mi? Çok daha makul biçimlerde çözülebilecek konular öfke nöbetleri ve gözyaşlarıyla ve günlerce süren kırgınlıklarla sonlanmıyor mu? O zaman burada durup hem biz hem de partnerimiz bu süreci nasıl yönettiğimize bakmamız lazım. Zamanında dersine girmiş olduğum bir sosyal iletişim profesörü, sorunun temelde kendimizi nasıl ifade ettiğimizden kaynaklandığını söylemişti ve zaman içerisinde bu farkındalıkla sorunlarımı çözmeye çalıştığımda ne kadar haklı olduğunu tecrübe ettim.

Kavgaların çoğu iletişim problemlerinden kaynaklanıyor.

Zamanlama

Bazı konu ve durumların tartışılması için gerçekten zamanlama çok önemli. Yorgun, stresli ve tahammülsüzken ciddi ve hassas konuları partnerinizle tartışmanız iletişim kalitenizi düşürecek ve kavga etmeden çözüme ulaşmanızı zorlaştıracaktır. Elbette bazen konuşulması gereken konuyu ertelemek mümkün olmuyor. Bu durumda da ortamı iletişim öncesi mümkün olduğu kadar huzurlu ve dingin hale getirmek gerekiyor.

Peki kolay anlaşılır ve yapıcı bir ifade biçimi nasıl oluşturulur? Aslında çok basit: suçlamak, imalı ve dolaylı yoldan düşündüklerimizi söylemek veya hareketlerde bulunmak yerine açıkça duygularımızı ifade etmek. Örneğin “sen duyarsızsın” yerine, “sen bana böyle söylediğinde ben mutsuz oluyorum çünkü…” veya “yaşadığımız olay benim kalbimi kırdı çünkü…” veya “bu gibi davranışlar beni strese sokuyor çünkü…” gibi cümlelerle kendinizi ifade etmeye çalışın.

Hareketlerinizle karşınızdakine mesajlar vermeye çalışmayın.  Bunun yanında tartışırken karşınızdakine katılmıyorsanız bile sürekli “ama, hayır, yok..” gibi kelimelerle konuşmanıza başlamayın. “haklısın ancak…”, “söylediğin şey mantıklı ama…” gibi karşınızdakini anladığınızı gösteren cümleler kurarak cümlelerinize başlamak konuşmanın daha yapıcı olmasını sağlayacaktır.

Unutmayın, ne kadar uzun süredir beraber olursanız olun iki bambaşka insansınız. Size çok tanıdık ve anlaşılır gelen bir durum karşınızdaki için yabancı olabilir. Veya sizin geldiğiniz sonuçları göremiyor olabilir. Aynı şey karşı taraf için de geçerli. Tartışmak sağlıklı ancak kavga etmek değil. Tartışmalarınızı kavga boyutuna getirmeden sonlandırmak ilişkinizin daha az yıpranmasını ve birbirinize olan saygınızı korumanızı kolaylaştıracaktır.

Elbette hiçbir yöntemle her zaman kavgadan kaçınmak mümkün değil. Ancak bu yöntemi uygulayabilirseniz partnerinizin sizi daha iyi anlamasını ve belki de çok daha yıkıcı olabilecek durumların daha yumuşak geçmesini sağlayabilirsiniz.

Ödem atma yolları

0

Özellikle biz kadınların sıcak yaz günlerinde en çok şikayet ettiği şeylerden birisi ödem. Ödem elbette sadece sıcak sebebiyle oluşmuyor. Yumurtlama ve adet dönemi öncesi artan östrojen hormonu seviyeleri, yüksek sodyum (tuz) içerikli beslenme, hareketsizlik ve yetersiz sıvı tüketimi diğer belli başlı ödem oluşma sebepleri.

Ödem atma yöntemleri ile vücudumuzdaki ödemden kolaylıkla kurtulabilirsiniz.

Sabah uyandığımızda normal boyutlarında olan ellerimiz, ayaklarımız ve bacaklarımız akşama kadar günlük aktivitelerimiz süresince şekil değiştirerek kocaman oluyorlar. Bunu önlemek için aşağıdaki önerileri dikkate alır ve tarifini verdiğim ödem attıran çayı günde iki defa taze demleyerek içerseniz mutlaka faydasını göreceksiniz.

Fazla ödemden kurtulmak düşündüğünüzden çok daha kolay!

1.Tuzu mümkün olduğunca hayatınızdan çıkarın

Tuzlu yemek yemek tamamen bir damak alışkanlığı ve bunu kırabilirsiniz. Bir anda kesmek yerine yavaş yavaş tuzu yemeklerinizden azaltın. Bu süre içerisinde sizin damak tadınız da daha az tuza alışacak ve yemeklerden lezzet almaya devam edeceksiniz. Hatta zamanla yiyeceklerin tadı tuzla bastırılmadığından size daha bile lezzetli gelecekler. Fazla sodyum vücudunuza ödem dışında da pek çok zarar vermektedir. Ne kadar erken hayatınızdan çıkarırsanız o kadar faydasını görürsünüz.

Tuzdan vaz geçmek size zor geliyorsa, tuzu yavaş yavaş azaltırken yerine başka baharatlar koymayı deneyin. Örneğin acı tuz eksikliğini oldukça bastıran bir lezzet (elbette seviyorsanız). Toleransınıza göre ayarlanmış bir tutam pul biber veya ishot biberi yemeklerinizin lezzetini kaçırmadan tuzunu azaltmanızı sağlayacaktır.

2.Sıvı tüketiminizi arttırın

Biz toplum olarak siyah çayı ve kahveyi çok seviyoruz. Sabah öğlen akşam veya ne zaman fırsat bulursak tükettiğimiz çay ve kahve aslında gündelik hayatımızda içtiğimiz su miktarını oldukça azaltıyor. Örneğin yemek sonrası hararetimizi almak için su değil çay içiyoruz veya sabah uyandığımızda vücudumuzun esas ihtiyacı suyken kahveyle bunu bastırıyoruz. Ben de büyük bir çay kahve fanı olduğum için hayatımdan bu ikiliyi çıkarmak yerine daha kurallarına uygun tüketmeyi tercih ediyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Mutlaka bilinçli su tüketin ve vücudunuzu susuz bırakmayın. Ödem atmanıza çok büyük faydası olacağı gibi toksinlerin atılmasına büyük faydası olacaktır ve cildinizi güzelleştirecektir.

Eğer oruç tutuyorsanız gece uyuyana kadar ve sabah sahurda mümkün olduğu kadar çok sıvı tüketin. Bu sıcak ve uzun günlerde vücudunuzun su dengesini korumak adına bu çok önemli. Ayrıca sahurdan sonra kaynar suyun içine atılmış birkaç limon dilimi ve nane yaprağı hararetinizi alarak gün içerisindeki susuzluğunuzu azaltmaya yardımcı olacaktır.

3.Hareketsiz yaşam biçiminizden kurtulun

Eğer oturarak çalışıyorsanız veya genel olarak hareket etmekten pek hoşlanmıyorsanız bu sizin için kötü haber. Çünkü hareket etmek vücudumuz için çok gerekli ve sağlıklı. Evet hayat şartları bir çoğumuzun spora ayrıca zaman ayırmasına engel olabiliyor, ancak bu hareket etmemek için bir bahane olmamalı. Eğer zaten işinizde ayakta bolca zaman geçiriyor ve gün içerisinde ortalama yirmi dakika yarım saat arası yürüyorsanız hiç sorun yok. Ayrıca evinin tüm işini kendisi yapan bir ev hanımı da günlük egzersizini neredeyse eksiksiz yapıyor sayılabilir. Ancak vaktiniz yoksa bile en azından bir 15-20 dakikalık yürüyüşü hayatınıza eklemeye çalışın. Hareketsizlik hem özellikle ayak ve bacaklarda ödeme sebep olur, hem de harcadığınız kalori miktarını çok düşürerek kilo kontrolünüzü zorlaştırır. Ayrıca evde mat üzerinde yapacağınız 15 dakikalık egzersizler hem size kendinizi çok iyi hissettirecek hem de ödem atmanızı kolaylaştıracaktır.

Makyajınızı Silmeden Yatmak Zannettiğinizden Çok Daha Tehlikeli

0

Bir bilseniz makyajı silmeden,iyice temizlemeden uyumak ne kadar tehlikeli…Sakın kim yapar ki böyle bir gafleti demeyin. Ben Lensi gözünde uyuyan tanıyorum…

makyajla uyumak çok tehlikeli

Makyajla uyumak inanılmaz hasarlara yol açar

Makyajınızı temizlemeden yattığınızda başınıza neler gelecek gerçekten bilmek istemezsiniz; ama sağlıklı bir yaşam için mutlaka bilmeniz ve bu önemli ayrıntıyı ihmal etmemeniz gerekir. Uzun bir gece ya da günün sonunda apar topar dişlerinizi fırçalayıp sonra ışıkları bile kapatmaya üşenip doğruca kıyafetlerinizle kendinizi yatağa attığınızı düşünün. Gerçekten yorucu bir gecenin ya da çok alkol alınmış, eğlenceli geçmiş bir gecenin sonunda bu şekilde yatmış olmanız, nadiren yaptığınız bir çılgınlık olarak gayet normal gelebilir. Ancak makyajınızı temizlemeden uyuyakalmanın size daha doğrusu cildinize, yüzünüze nasıl zarar vereceğini ve tüm vücudunuzda nasıl sonuçlar doğuracağını biliyor musunuz? Bence bilmiyorsanız bir an önce öğrenmeli ve bu yanlıştan dönmelisiniz.

Şimdi dünyaca ünlü dermatoloji uzmanı; Doktor Rachel Nazaryan tarafından verilen bilgileri dikkatle okuyun ve çok kıymetli olan cildinize bu zararları vermemek adına artık çok daha dikkatli davranın.

Gece makyajınızı temizlemeden yatmak cilt hücrelerinin yenilenmesi sürecine zarar verir

Güneşin batmasıyla birlikte cilt hücrelerimiz yoğun bir mesaiye başlar ve gece boyunca kendini yeniler. Cildinizin üzerinde bulunan makyajı temizlemeden yatağa girdiğinizde karşınıza çıkacak en temel problemlerden bir tanesi; ölü cilt hücrelerinin yeni hücrelerle değişimi sürecinde vermiş olduğunuz zarardır. Bu sürecin engellenmesiyle birlikte ölü deri hücreleri cilt gözeneklerinde birikir ve donuk, kuru görünümlü bir cilde sahip olmanıza neden olur.

Cilt üzerinde kalmaması gereken minik zehirli atıklar erken yaşlanma, kırışıklık ve sarkmaya neden olur

Cildinize sızan küçük kirletici maddeler yatmadan önce cildinizi doğru bir şekilde temizlemediğiniz sürece orada kalmaya devam edecekler. Bu zararlı maddeler; makyaj esnasında kullandığınız  fondöten, güneş kremi ve gün boyunca oluşan ve gözle fark edemediğiniz kir tabakası arasında bulunan katmanlarda barınmaya devam edecek. Tıpkı bir elma kesildiğinde, kesik tarafta oluşan kahverengi lekeler gibi, bu kirletici maddeler oksidasyona neden olacak ve böylece erken yaşlanma, kırışıklık ve sarkma gibi problemlerle karşı karşıya kalacaksınız.

Çeşitli bölgelerde tedavisi oldukça güç çirkin izler oluşur

İstediğiniz kadar kaliteli allık kullanın, istediğiniz kadar kaliteli makyaj malzemesi kullanın, eğer bu malzeme ile yatağa girersiniz; yani yüzünüzdeki makyaj katmanlarını temizlemeden yatağa girerseniz cilt gözeneklerinde oluşacak kir tabakaları cildin zedelenmesine neden olacak, küçük kılcal damar kanamaları oluşacak ve bu da deri altı şişmelere yol açacaktır. Bu şişkinlikler ve ödemler hem güzel görünmenize engel olacak hem de ilerleyen yaşlarda ciddi sağlık problemleriyle karşılaşmanıza yol açacaktır.

Yüzünüzde ve gözlerinizde  kötü görünümlü ve tehlikeli kalıntılar oluşur

Uyandığınızda gözlerinizde ve yüzünüzün çeşitli kısımlarında yapışkan mürekkebimsi tuhaf maddelerle karşılaşacaksınız ve bu maddeler bakteri ve kir  taşıdıkları için kirpiklerinizin kırılmasına ve göz enfeksiyonuna kadar varacak bir takım komplikasyonlara neden olacaktır. 

Hamilelikte Kilo Kontrolü Hakkında Hiç Bilmedikleriniz

0

Hamile ünlüleri takip etmek yeni ulusal sporumuz oldu. Kim kaç kilo almış, kim nasıl şeklini koruyor hem magazin hem de sağlık dergilerinin baş köşesine oturdu. Hamilelikte bir zamanlar iki kişi için yemek yenirken, gün geçtikçe tavsiye edilen kilodan daha az kilo alma hedefli, tehlikeli bir trend yayılmakta.

hamilelikte kilo

Dünya üzerinde ortalama 5 hamileden biri hamileliği süresince gerekenden az kilo alıyor. Bunların bir kısmı hamileliğe yetersiz beslenme ile başlayan, sigara içen, yeterli maddi gücü olmayan veya yeterli gıda erişimi olmayan kadınlar. Ancak pek çoğu da kilo kontrolü sebebiyle kasten kilo almayanlar. Amerikan Beslenme Örgütünün yaptığı kapsamlı bir araştırmaya göre günümüzde pek çok kadın medyada yayınlanan haberlerde gördükleri ve sosyal çevrelerinden duydukları, hamileliğin vücudu nasıl değiştirdiği ve doğum sonrasında uzunca bir süre bu kiloları verememe korkusu sebebiyle hamilelikte aşırı kilo kontrolü yapabiliyorlar.

Hamilelikte Kilo Kontrolünün Temelleri

Hamilelikte kaç kilo alman gerektiği hamile kalmadan önce kaç kilo olduğunda alakalı. Hamilelikten önceki BMI (body mass index)  yani vücut kitle endeksini hesaplayarak hamilelikte kilo kontrolünü çok daha sağlıklı yapabilirsin. Vücut kütle endeksini internette ücretsiz hesaplayabileceğin pek çok site mevcut. Bu formül boy ve kilonu oranlamak suretiyle bir değer oluşturuyor.

Peki hamilelikte takriben kaç kilo almalısın? Uzmanların vücut kitle endeksine göre belirledikleri aralıklar aşağıdaki gibidir:

Hamilelik Öncesi Zayıf olanlar: BMI değeri 18,5’tan aşağı olan kadınların hamilelik boyunca 12-18 kilogram arası kilo almaları gerekmektedir

Hamilelik Öncesi Normal kiloda olanlar: BMI değeri 18,5 ve 24,9 arası olan kadınların hamilelik boyunca 11-15 kilogram arası kilo almaları gerekmektedir

Hamilelik Öncesi Kilolu olanlar: BMI değeri 25’ten fazla olan kadınların hamilelik boyunca 7-12 kilogram arası kilo almaları gerekmektedir.

Hamilelikte zayıf olma sevdası sakıncalıdır

Hamilelikte alınan kiloların tamamının direkt göbeğe gitmesi gerektiği algısı tamamen yanlıştır. Uzmanlar aksine sadece top gibi karnına kilo alımının sıra dışı bir durum olduğunu ve ideal olarak kabul edilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Amerikan Beslenme Örgütü üyesi Jinekoloji Uzmanı Toya Ellis’in söylediğine göre genel olarak hamilelikte sadece karın bölgesine kilo alan olan kadınların genellikle yeterli kilo almadıklarını söylemek mümkün. Hamilelikte genellikle çoğu kadın vücutlarının her bölgesinde kilo alır ve bu kiloların vücutta nereye gideceğini hamilelik öncesi tespit etmek mümkün değildir. Elbette öncelikli amaç bebeğin büyüyebileceği kadar kilo almak, ancak ayrıca sağlıklı olarak emzirebileceğiniz kadar yağ deposu oluşturmak da gerekmekte.

Hamilelikte yeterli kilo almamak bebeğin %50’den fazla oranda düşük kilo ile doğumuna sebep olmakta. Bu bebeklerin ölü doğma, yoğun bakım tedavisine girme, görme ve işitme problemleri olma ve gelecekte idrak problemleri yaşama olasılıkları normal kiloda doğan bebeklere göre daha yüksektir.  Sadece bebek için değil anne için de erken doğum, anemi ve kemik erimesi risklerini arttırmaktadır. Doktor Ellis’e göre, anne çok zayıfsa ona göre bebek ve kendisi için riskler artmaktadır.

Hem Hamileyim Hem de Zayıfım

Günümüzde pek çok kadın için güzel olmak medyanın da pompalaması dolayısıyla çok zayıf olmaktan geçiyor. Amerika’da yapılan araştırmalara göre özellikle çalışan kadınlar git gide daha çok zayıf olmak konusunda kendilerini baskı altında hissediyorlar. Hamile bir kadına “hiç de belli olmuyor ne kadar zayıfsın” demek artık büyük bir iltifat olmuş durumda.

Burada çizgiyi doğru yerde çekmek en kritik nokta. Bebek ve kendinin sağlığının en ön planda olması gerektiğini hiçbir zaman unutmamak gerekiyor. Her kadının kendine ait bir vücut tipi ve genetik mirası var. Doğru bir beslenme planı ile kendi bedenin ve bebeğinin aşırı kilo alımına engel olarak sağlıklı bir hamilelik geçirmek mümkün. Bunun için ise hamile olduğunu anladıktan sonra kulaktan dolma bilgilere ve başka hamilelik hikayelerine aldırmayıp, bir beslenme uzmanına gitmek en doğrusu. Her hamilelik birbirinden farklıdır, ve her hamileliğin ihtiyaçları da değişkenlik gösterir. Beslenme uzmanı o anki koşullara en uygun beslenme planını hazırlayarak ideal bir hamilelik geçirmene katkıda bulunacaktır. Ayrıca hamilelikte özel bir takım sakıncalar oluşmadığı takdirde rahatlıkla günlük yaşama devam edilebilir ve spor yapılabilir. Elbette neleri yapıp neleri yapamayacağını doktorun ile görüşmen sağlıklı olandır. Hamileliğin her evresi için farklı öneriler olacaktır. Düzenli egzersizi sürdürmek hem kilo kontrolünü kolaylaştıracak, hem de psikolojik olarak seni rahatlatacaktır.  

Doğumdan sonra eski halime ne zaman dönerim?

Hiçbir kadın doğum yapar yapmaz hamilelik öncesi haline dönmez. Bazıları daha şanslı olsa da bunun zaman alacağını bilmek ve bu süreci olduğu gibi doğal haliyle kabullenmek gerekir. Karın ve rahim nasıl yavaş yavaş büyüdüyse yavaş yavaş da toplanır. Çoğunlukla kadınların hamilelikten önceki haline dönmesi bir yıl kadar bir süre almaktadır. Bu süre alınan kiloya bağlı olarak 2 yılı da bulabilir. Emzirmek fazla kalori harcamaya sebep olması ve karın kaslarını da harekete geçirmesinden dolayı doğumdan sonra hem kilo verimini hızlandırır hem de karnın daha çabuk toparlanmasına katkıda bulunur. Bu süreçte de bir beslenme uzmanına danışmak süreci kolaylaştıracak ve emzirme sürecine destek olacaktır.

Evlilik Yüzüğü Neden Sol Ele Takılır? Tek Taş Yüzük Geleneği Ne Zaman Başladı?

0

Evlilik yüzüğünün sol el yüzük parmağına takılmasının ardında gerçekten çok romantik ve kalplere dokunan bir sebep var ancak pırlantalı tek taş yüzüğün geleneksel hale gelmesinin ardında ticari bir kurnazlık olduğunu öğrendiğimizde çok şaşırdık.

Tektaş geleneği nereden gelir? Evlilik yüzüğü neden sol ele takılır?

Tek taş yüzük geleneğinin evlilik kadar eski bir tarihe sahip olduğu düşünülür ancak gerçek şu ki tektaş yüzük geleneği yaygınlaşmadan çok çok daha önceleri insanlar evlilik sözünü simgeleyen farklı materyaller kullandılar. Örneğin Amerika’da 1850’li yıllarda bazı Amerikalı erkekler evlenmeden önce nişanlılarına dikiş yüksüğü verirlerdi. Evlendikten sonra bu yüksüğün ön kısmı kesilerek normal yüzük haline gelirdi.

Eski bir İngiliz geleneğine göre çiftler evlilik öncesi gümüş ya da altın bir metal parçasını ortadan bölerek paylaşırlar ve ardından bir bardak şarap içerek nişanı resmileştirirlerdi.

Nişan yüzüklerinin tarihi gelişimi 13. yüzyıl Romasına kadar gider. Bu gelenek Papa’nın, nişanlılıktan sonra evleninceye kadar çiftlerin belli bir süre beklemelerini zorunlu kılmasının ardından yaygınlaşmıştır. Başlangıçta yüzükler oldukça sade ve demirden üretilmekteydi ancak sonraları altın tercih edilmeye başlandı.

Evlilik yüzüklerinin sol el yüzük parmağına takılması geleneği ise eski bir Yunan ve Roma inanışına dayanmaktadır. Bu inanışa göre yüzük parmağında  bulunan Vena amoris(AŞK DAMARI) adlı özel bir damar, yüzük parmağından kalbe kadar aşkı taşımaktadır. Erkekler altın yüzüğü eşinin parmağına takarak, eşinin kalbine uzanan damarı sonsuza kadar kendine mühürlemektedir.

Elmas ve tektaş pırlantanın hikayesi çok daha sonraları başlar. Avusturya Arşidükü Maximilian evlilik töreninde karısına pırlanta takan ilk erkektir. 1477 yılında Maximilyan tarafından başlatılan bu hareket sadece aristokrat kesim içinde ilgi görmüş ancak halk arasında yaygınlaşmamıştır.

Tektaş pırlantanın bir söz kesme geleneği haline gelmesinin ardında ise çok büyük bir ticari kampanya yatmaktadır. 19. yüzyılın son dönemlerinde Güney Afrika’da devasa elmas madenlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte çok büyük bir elmas yatırımcısı olan De Beer adlı firmanın piyasada kartel olma ve elmas fiyatlarını yüksek tutmak adına başlattığı bir kampanyadan bahsediyoruz. Kampanyanın temel amaçlarından biriside elmas ve pırlanta kullanımını bir statü sembolü haline getirmekti. 1940’lı yılların sonlarına doğru şu ünlü slogan ortaya çıktı: “Elmas; sonsuza kadar. Bu sloganla başlatılan kampanyanın amacı ise elmas yüzüklerin bir aile mirası olarak nesiller boyunca yeni gelinlere aktarılması ve ailenin gücünü sembolize etmesi fikrini yaygınlaştırmaktı.

Yine de şükretmemiz gereken husus şu ki; eğer büyük büyük babalarımız ve büyükannelerimiz bu reklamlara kanmamış olsalar idi şimdi parmağımızda tektaş yüzüklerle değil dikiş yüksükleriyle geziyor olacaktık.

Baş ağrısı nasıl geçer? 5 Doğal yöntemle baş ağrısına son!

0

Baş ağrısına iyi gelen 5 doğal yöntemin açıklandığı yazımızda çaresizce cevap aradığınız “Baş ağrısı nasıl geçer?” sorusunun karşılığını bulacak ve baş ağrısı tedavisi için artık ilaç kullanmak zorunda kalmayacaksınız.

Baş ağrısına ne iyi gelir? Baş ağrısı ilaç kullanmadan nasıl geçer?

doğal yöntemlerle baş ağrısı nasıl geçer?

Baş ağrısı maalesef günümüzün stresli ortamında gittikçe yaygınlaşan bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlar artık baş ağrısı problemi ile karşılaştığında ilaç dolabına başvurmaktan başka çareler arar oldu. Neyse ki sentetik ilaçlar gibi organizmamıza zarar vermeden baş ağrısını hafifletecek ya da tamamen kurtulmamızı sağlayacak doğal yöntemler var.

1. Nane yağı

Nanenin en önemli özelliklerinden biri spazmı önleyici nitelikte olmasıdır. Antispazmadik özelliğe sahip bitkilerin ortak özelliği kas gerginliklerini ve spazmlarını hafifletmesidir. Bu özelliğiyle nane yağı, şiddetli baş ağrılarını birkaç dakika içerisinde gidermesi ile ün kazanmıştır. Baş ağrısından kurtulmak için birkaç damla nane yağı esansını parmak ucunuza damlatın ve şakaklardan başlayıp alın bölgesine masaj yaparak yedirin. Baş ağrınızı gideren ve sizi rahatlatan harika etkisini yaşarken aynı zamanda güzel aromatik kokusununda tadını çıkarın.

2. Soğuk-sıcak uygulaması

Bu uygulama bilinen bir doğal baş ağrısı tedavi yöntemidir. Duşta iki dakika boyunca soğuksu uygulamasından sonra iki dakika boyunca sıcak suyu açın. Soğuk ve sıcak uygulamalar sonrasında dolaşım sistemi uyarılacak; önce hızlanacak sonra yavaşlayacak ve tekrar eden bu hareket baş bölgesinde daha fazla kan akışı ve daha fazla oksijen sağlayarak baş ağrısını hafifletecektir.

3. Yoga kedi pozisyonu

Kedi pozisyonu, vücudun üst kısmında gerginliği azaltan popüler bir yoga pozisyonudur. Bu pozisyonun uygulanması ile birlikte kan dolaşımı hızlanır. Oldukça hızlı etki gösteren bu yoga pozisyonu, baş ağrısını hafifletirken aynı zamanda stresten uzaklaşmanızı sağlar ve güne kaldığınız yerden aynı enerji ile devam edebilirsiniz.

4. Belli noktalara parmakla baskı uygulama

Eğer bir akupunktur seansı için vaktiniz yoksa, alternatif bir metot olarak bunu uygulayabilirsiniz. Baş bölgenize enerji akışını hızlandırmak maksadıyla aşağıda sıraladığımız noktalara baskı uygulayarak akupunktur ile aynı etkiyi sağlayabilirsiniz.

  • Geleneksel Çin tıbbında üçüncü göz olarak da adlandırılan, iki kaşınızın arasındaki nokta
  • Elinizde başparmak ile işaret parmağı arasında kalan etli kısım
  • Ayak baş parmağınız ile ikinci parmak arasında kalan nokta

5. Bol su için

Çoğu zaman baş ağrısının en basit nedenlerinden biri de vücudun susuz kalmasıdır. Gün içerisinde yeterince su tüketmediyseniz acele etmeden yavaş yavaş vücudunuza ihtiyacı olan suyu verin. Yavaş ve istikrarlı su tüketimi baş ağrısıyla savaşmanızı kolaylaştıracaktır.

Pratik ve Doğal Güzellik Sırları

0
ucuz ve pratik güzellik sırları

Güzellik sırlarına özellikle de doğal güzellik sırlarına ulaşabilenler hariç hepimiz kozmetik ürünlere tonlarca para harcıyoruz. Evet kabul ediyorum, kozmetik alışverişi gerçekten çok eğlenceli. Renkli ve yepyeni ürünleri açıp kullanmak gibisi yok. Ancak bazı hayatı kolaylaştıran güzellik ürünlerini evde ve çok ucuza yapabileceğinizi biliyor muydunuz? Bütçenize ve güzelliğinize katkıda bulunacak güzellik önerilerimize mutlaka göz atın!

1-Nemlendirici Krem + Fondöten = BB Krem

Beauty and Balm Cream adı verilen BB kremi evde yapmak çok kolay. Hem cildinizi nemlendiren hem de hafif bir şekilde cildinizdeki kusurları kapatan bu kremin piyasada satılan biçimlerinin de içeriği aynen bu. 3 birim fondöteni 1 birim günlük yüz kreminizle karıştırarak kullandığınızda aynı etkiyi oluşturuyor. Üstelik yüz kreminiz veya fondöteniniz SPF koruma faktörlüyse ayrıca güneş koruyucu da kullanmanıza gerek olmuyor.

Evde uygulanabilen pratik öneriler hem hayatınızı kolaylaştıracak hem de bütçenize katkıda bulunacaklar!

2-Vazelin = Boya İzi Önleyici

Saçlarınızı boyadıktan sonra yüzünüzde, ensenizde ve kulaklarınızda kalan ve hatta günlerce tam olarak geçmeyen izler için vazelin kullanın. Boya yapmadan önce az miktarda vazelini bu bölgelere dikkatlice uygulayın. Burada önemli olan konu vazelini saçlarınıza değdirmemeniz. Aksi takdirde boyanın saça etki etmesine de engel olacaktır. Kendiniz yapmakta zorlanıyorsanız (özellikle ense bölgesi) bir yakınınızdan rica edebilirsiniz.

3-Limon = Krem Bronzlaştırıcı Düzelticisi

Eğer güneş ve solaryumun zararlı etkilerinden korunmak istiyor ama yine de bronzlaşmak istiyorsanız krem bronzlaştırıcılar tam size göre. Fikir olarak çok güzel olan ancak dikkatli uygulanmadığında dalga dalga iz bırakabilen bu kremler için basit bir çözüm önerimiz var: limon suyu. Uygulamadan sonra daha koyu renk kalan bölgeleri limon suyuna batırılmış bir pamukla silerseniz bu görüntüden kurtulabilirsiniz.

4-Pişik Kremi = Vücut losyonu

Pişik kremi özellikle çatlamış ve aşırı kurumuş ayak tabanı, topuk ve dirsek gibi bölgelerde çok hızlı ve etkili nemlendirme özelliğine sahip. İçeriğindeki anti enflamatuar özelliği sayesinde çatlakların hızla iyileşmesini ve yumuşak ve rahatlamış bir hissiyat edinmenizi sağlıyor.

5-Hidrojen Peroksit (Oksijenli Su) + Makyaj Pamuğu = Akne Tedavisi

Cildinizi temizledikten sonra makyaj pamuğuna az miktarda hidrojen peroksit dökün. Sonra hafifçe pamuğu yüzünüzde gezdirin. 1 dakika boyunca cildinizin kurumasını bekleyin ve sonra normal nemlendiricinizi üzerine uygulayın. Cildinizdeki sivilcelenmeyi ve akne oluşumunu engelleyecek bu yöntem hem çok ucuz hem de çok etkili. Sadece uyguladığınız miktarın az ve yüzeysel olduğuna dikkat edin.

6-Hidrojen Peroksit (Oksijenli Su) + Su = Diş Beyazlatıcı

Bir bardakta yarı yarıya su ve oksijenli suyu karıştırın. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra bu karışımla gargara yapın. Birkaç saniye ağzınızda gezdirdikten sonra tükürün. Karışımı sakın içmeyin, sadece ağzınızda çalkalayın. Bu karışımı aynı zamanda diş fırçanızı batırıp fırçalamak suretiyle de kullanabilirsiniz.

7-Allık + Dudak Nemlendiricisi = Dudak Renklendirici

İstediğiniz renkteki allığı önce dudaklarınıza uygulayıp sonra üzerine dudak nemlendiricisi sürdüğünüzde kalıcı ve natürel tonlarda harika rujlar elde edebileceğinizi biliyor muydunuz?

8-Buzlu Su = Oje Kurutucu

Tırnaklarınıza oje sürdükten sonra buzlu suya sokmak çok daha hızlı kurumalarını sağlar. Buzlu suda yaklaşık 3 dakika ellerinizi bekletin. Çıkardığınızda ojelerinizin parlak, net ve kuru olduklarını göreceksiniz.

Çocuğun zekası anneden mi babadan mı geçer?

0

Zeka genetik mi? Eğer genetikse zeka seviyesini belirleyen genler anneden mi babadan mı geçer? Babalar bu konuda oldukça iddialı ancak bilim ne diyor? Sonunda zeka geni bulundu ve tartışmaya nokta konuldu? Sonuç bazılarını fena şaşırtacak…

Çocuğun zekası nereden gelir?

Yıllardır süregelen bu tartışmaya nihayet bilimsel olarak nokta konuldu:

Peki zeka geni anneden mi geçer yoksa babadan mı geçer? Zeka geni hangi kromozom tarafından taşınır?

Nereden geliyor bu zekânın temeli? diye sorduklarında artık gönül rahatlığıyla annemden diyebilirsiniz. Yıllardır bu zeka geninin rassal olarak hem anneden hem babadan gelebileceğini düşünüyordum, ama son araştırma sonuçları yayınlandıktan sonra bu konuda fikir üretmeye pek gerek kalmadı çünkü bu genin anneden geldiği neredeyse kesinleşti.

Zeka geni anneden geliyor? Peki Neden? Nasıl?

Çünkü zeka geni X kromozomu üzerinde yüklüdür ve anne de X kromozomu iki adettir. Bu ne demek? Çocukların zeka genlerini  annelerinden alma ihtimali iki kat daha yüksek. Ayrıca babanızdan birtakım zeka genleri size geçmiş olsa bile bu sizin beyniniz de pek etki sağlamayacak çünkü sadece anneden gelen genler çalışacak ve babadan gelen genler pasif kalacaktır. Aynı gen babadan da geldiği taktirde babanınki otomatikman pasifize edilecek ve anneninki baskın çıkarak beyninizi domine etmeye devam edecektir. Diğer tüm genlerde bu durum tam tersi. Yani öncelik babadan gelen genlerde; babanın genleri daha baskın, ama ne yazık ki anneden gelen zeka genleri (sadece zeka genleri) diğer genlerin aksine her zaman baskın geliyor.

Bilimsel araştırmalar ve istatistiksel veriler de yukarıda anlattığımız her şeyi doğruluyor. Amerika’da Tıbbi Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı bir istatistiksel çalışmada 14 ve 22 yaş arası 12.686 genç insanla mülakat yapıldı. Bu mülakat sonucunda çocukların zeka seviyesi konusunda ve bu zekaların tahmin edilmesi konusunda en doğru verilerin annelerin IQ seviyeleri ile örtüştüğü görüldü ve anlaşıldı ki çocukların IQ seviyeleri ve annelerin IQ seviyelerinde paralellik göstermekte.

Babalar için üzgünüz. Anneler her zaman olduğu gibi yine HAKLI…

Uyku problemi nasıl çözülür? Mükemmel uykunun sırrı nedir?

0
Uyku Problemi

Kaliteli uyku tüm gününüzü enerjik ve dinç geçirmenizi sağlar!

Uyku kimileri için bitmesi asla istenmeyen bir keyif, kimileri için ise gerçek bir sorun. Gün içerisinde kendimizi nasıl hissettiğimizin ne kadar uyku kalitemize bağlı olduğu ise pek çoğumuz tarafından bilinmeyen bir durum. Bu sebeple uyku ve uyuma sorunlarının da pek çoğunun tedavisi gün içerisindeki alışkanlıklarımızda bulunuyor. Uyku düzenimiz, yatak alışkanlıklarımız ve günlük yaşam biçimimiz uyku kalitesini ciddi şekilde etkiliyor. Eğer uyuduğunuz uyku size yetmiyorsa, bazen tüm gün kolunuzu kaldıracak haliniz olmuyorsa, gün içerisinde özellikle yemek sonraları üzerinize kuvvetli bir rehavet çöküyorsa, kaliteli bir gece uykusu almıyor olabilirsiniz. Gününüzü dinç ve enerjik geçirmenize yardımcı olacak önerilerimizi aşağıda bulabilirsiniz.

Mükemmel uykunun sırrı nedir?

Herkesin uyku alışkanlıkları birbirinden farklıdır. Kimileri günde 5 saatlik uykuyla tüm gün yüksek bir tempoda çalışabilirken kimileriyse aynı tempoda bir gün geçirebilmek için 8 saatlik uykuya ihtiyaç duyabilir. Bir yetişkin için belirlenen sağlıklı ortalama uyku süresi 7-8 saat olarak belirlense de adı üzerinde burada bir ortalamadan bahsedilmekte. Yani eğer size 6 saatlik uyku yetiyorsa ya da 9 saatten azı yetmiyorsa bu bir probleminiz olduğu anlamına gelmez. Uyku süresi gibi, dinlendirici ve huzurlu bir uykunun sırrı da kişiden kişiye göre değişmektedir. Bu sebeple en doğrusu sizin için neyin daha iyi sonuç verdiğini deneyerek görmektir. Uyku alışkanlıkları ve kaliteli uykunun biçimi kişiden kişiye değişse de günlük yaşantımıza ait bir takım faktörler uyku kalitemizi direkt veya dolaylı yoldan etkilemektedir. Biz burada bunları inceleyeceğiz.

1. Öneri: Sabit bir uyku düzeni oluşturun

Düzenli olarak aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, farklı saat aralıklarında aldığınız uykuya göre sizi çok daha dinç ve enerjik yapacaktır. Vücudunuzun doğal uyku ve uyanma ritmiyle senkronize olması kaliteli uykunun ön önemli faktörlerinden biri. Bu düzeni zaman zaman bir iki saat önce veya sonraya kaydırmak problem değil ancak çok sık bozmamanız gerekiyor.

2. Öneri: Uyku düzeninizi doğal olarak düzenleyin

Vücudumuzda bulunan melatonin hormonunun salgısı gün ışığıyla düzenlenir ve doğal uyku düzenine katkısı büyüktür. Hava karardığında melatonin hormonu salgısı artar ve kendimizi uykulu hissetmemizi sağlar. Gündüz ise salgı azalır ve kendimizi daha dinç ve enerjik hissederiz. Ancak gündelik hayatımıza ait pek çok faktör melatonin salgısını değiştirmekte ve bu da uyku düzenimize yansımaktadır. Örneğin tüm gün yapay ışıkla aydınlatılmış bir ofiste çalışmak bedenimizdeki melatonin salgısını arttırıp uykumuzu getirebilir veya gece çok parlak ışık karşısında kalmak (örneğin televizyon veya bilgisayar ekranı) melatonin salgısını azaltıp uykumuzu kaçırabilir. Bu sebeple gündüz mümkün olduğu kadar çok gün ışığında bulunmak, çalışma alanımızı buna göre düzenlemek (perde ve panjurları açık tutmak gibi), mümkün olduğu kadar açık havada zaman geçirmek günlük enerjimizin artmasını sağlayacaktır. Bunun yanında gece mümkün olduğu kadar az zamanı monitör veya televizyon başında geçirmek, çok parlak aydınlatılmış ortamlarda bulunmamak, uyuyacağımız odanın loş veya karanlık olması da melatonin salgısının arttıracak ve uykumuzun gelmesini sağlayacaktır.

3. Öneri: Huzurlu ve keyifli bir uyku rutini oluşturun

Uyunacak ortam ve uyumadan önceki son yarım saat yaptığınız şeyler uyku kalitenizi ciddi şekilde etkiler. Öncelikle yatak odanızı sizin için mutluluk verici ve konforlu bir alana dönüştürmeye çalışın. Unutmayın orası sadece gece girilip yatılacak herhangi bir yer değil. Anatomik olarak size uygun ve konforlu bir yatak, toz ve kirden arındırılmış bir yatak odası, loş ve dolaylı aydınlatma, temiz nevresim takımları ve yatak örtüsü güzel bir uykunun vazgeçilmezleridir. Ayrıca odanın ısısı da uyku kalitenizi etkileyen önemli bir faktördür. Odanızın çok sıcak veya çok soğuk olmaması, 23-24 derece civarında olması önerilmektedir. Ortam kadar uyku öncesi neler yaptığınız da bir o kadar önemli. Örneğin yatağınızı uyku öncesi son dakika bilgisayardan iş e-mailleri kontrol etmek için kullanıyorsanız, yatağınız psikolojik olarak mabediniz olmaktan çıkıp çalıştığınız ortamlara dahil olacaktır. Uyku öncesi günün stresini atmanızı sağlayacak ılık (çok sıcak ve çok soğuktan kaçının) bir duş, başucu lambası eşliğinde okunan birkaç sayfa roman, hafif ve kısık sesli bir müzik ve eğer kendinizi aç hissediyorsanız yenilecek hafif bir atıştırmalık (uyku öncesi ağır yiyeceklerden mutlaka kaçının) sizi uykuya hazırlayacak ve huzurlu bir uyku uymanıza destek olacaktır.

4. Öneri: Sağlıklı bir uyku için düzgün beslenin ve düzenli egzersiz yapın

Evet beslenme ve sporun ne zaman konuya dahil olacağını merak ediyordunuz değil mi? Sağlıkla ilgili her alanda olduğu gibi güzel bir gece uykusu için de düzgün beslenme ve düzenli egzersiz çok önemli. Pek çok faydalarının yanında doğru beslenme vücudumuzun ihtiyacı olan besinleri doğru şekilde alıp sorunsuz çalışmasını sağlarken, düzenli egzersiz de melatonin salgısını düzenlenmesine destek olacağı için sağlıklı bir gece uykusuna büyük katkıları vardır. Her gün açık havada yapacağınız basit bir yarım saatlik yürüyüş bile size açık havada ihtiyacınız olan hareketi sağlayacaktır. Hepimizin her gün yarım saati yürüyüşe ayıracak zamanı olmayabilir. Bu gibi durumlarda gün içi alışkanlıklarınızdan hangisini değiştirebileceğinize bakın. İş çıkışı metroya veya arabaya binmek yerine yürüyebiliyorsanız veya gün içerisinde gitmeniz gereken bir yere yürüyerek de gidebilecekseniz bu fırsatı değerlendirin. Yeme alışkanlıklarınızı da güzel bir uyku için tekrar gözden geçirmeniz gerekiyor. Yatmadan önce çok çok miktarda ağır ve yağlı yiyecekler yemekten mutlaka kaçının. Sizi mutlaka rehavete sürükleyecektir ama bu tip yiyeceklerin sindirimi zor olduğundan uyku kaliteniz bu tercihinizden mutlaka etkilenecektir. Kahveyi ve çayı çok seviyor olabilirsiniz. Ancak özellikle kahveyi mümkünse en geç öğlen saatlerinde son olarak tüketip, günün geri kalanında açık çay veya bitki çayı tüketirseniz gece uykunuz kafeinden çok daha az etkilenecektir. Gece uyku öncesi çok fazla sıvı tüketiminden kaçının ki uykunuz tuvalet ihtiyacıyla bölünmesin. Gece uykusu öncesi içilen alkollü içeceklerin uykuyu daha sağlıklı hale getirdiği düşünülür ancak bu gerçekte tam tersidir. Uykuya dalmanızı kolaylaştıran alkol, uyku kalitenizi düşürür ve uyuduktan birkaç saat sonra uyanmanıza sebep olabilir.   Bu önerilerin hiçbiri medikal sorunlarınızı çözmeyecektir, ancak farkında olmadan yaptığınız uyku kalitenizi bozan alışkanlıklarınızın farkına varmanıza ve önlem almanıza yardımcı olabilirler. Eğer aldığınız tüm önlemlere rağmen uyku kalitenizi arttıramıyor, şiddetli uykusuzluktan (insomnia) şikayetçiyseniz veya başka sağlık sorunlarınız (ağrı, sızı vs.) varsa doktorunuza gitmeyi ihmal etmeyin.  Size huzurlu ve mutlu uykular dileriz!